Bir İstanbul Takımı Maçı Klasiği

Futbolun sadece futbol olmadığını apaçık gösteren bir maç yaşandı Antalya’da önceki gün akşam. Evlere şenlik bir hakem kararı yüzünden Antalyaspor 2 puan kaybetti. Aslında aldığı 1 puana sevinmesi ve şükretmesi gereken Beşiktaş ise ilginç bir şeklide üzüldü. Bu üzüntü maçtan sonra öyle bir haldı ki Beşiktaş adına ekranlarda söz söyleyenler gerçeklikten uzaklaşacak kadar şirazelerini kaybetti.

Maçtan sonra söyledikleri ve yazdıklarıyla, başta Beşiktaş teknik direktörü Sergen Yalçın ve başkanı olmak üzere kamuoyunu yanıltan futbol insanları listesi hayli uzun. Listede yayıncı kuruluşun yorumcuları ve sunucularından tutun da devletin (İstanbul’un değil, Antalya’nın da içinde bulunduğu 81 ilden oluşan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin) yayın organı TRT’den maaş alan yorumcu ve sunucularına kadar geçimini futboldan sağlayan kalabalık bir güruh var. Ortak argümanları, Antalyaspor’un tercih ettiği oyun tarzının çirkinliği ve oynamaktan ziyade oynatmama üzerine kurulu olması.

Bu görüş bir yere anlaşılabilir olsa da durumu futbolu çirkinleştiren takım yaftalaması üzerinden ifade etmeleri tam bir had bilmezlik, ilave olarak bilgisizlik ve densizlik. Böyle söylüyorum çünkü beslendikleri kokuşmuş düzen bunları böyle konuşturan. İstanbul’dan bakınca bunlar tek bir şey görüyorlar. Bunlara göre bir tarafta, pırıl pırıl, janjanlı, o güzide, biricik 3 büyükler diye adlandırdıkları ilçe takımları var bir de figüran, futboldan anlamayan, gariban, büyüklerden puan dilenen, ya yerlerde yatan ya da sadece vurup kırıp rakibi bozarak haketmediği puancıkların peşinde ucube işler kovalayan zavallı Anadolu şehir takımları.

Bu gürüh, o dev bütçeleriyle, Türk futbolunun esas kamburunun bu 3 takım olduğunu bir türlü göremez ama. Çünkü o zaman kral çıplak kalır ve meziyetsizlikleri yüzlerine tokat gibi çarpınca da işsiz, aç ve açıkta kalırlar. O her zaman mağdur, kendi yalanlarına sarılmış, sürekli sağa sola saldırmayı, kendi aralarında çatışmayı kültür haline getirmiş takımların ağzıyla konuşmaktan, olan biteni sadece oradan yorumlaktan öteye geçemez ezici çoğunluğu. Bazı programlara ve gazetelere tek tük serpiştirilmiş akıl izan sahibi az sayıdaki futbol insanının tenzih ederek söylüyorum bunları.

Birkaç pozisyondan ve maçın bazı bölümlerinden bahsederek, yapılan İstanbul kaynaklı birçok yorumun deli saçması olduğunun altını kalın kalın çizelim. Diğer kalabalığı es geçerek sadece Sergen Yalçın’ın ifadeleri üzerinden bunu yapmamız yeterli. Öncelikle yarım pozisyona bile girmeyen rakip diye bahsettiği Antalyaspor’un attığı gol, Yalçın’ın takımının girdiği gol pozisyonlarını nitelik ve hazırlanış olarak cebinden çıkarır. Yine ayıplı cümlelerinden birisi olan ‘yerden kalkmadılar’ sözüne konu ettiği pozisyonlardan birkaçını hatırlayalım.

 

Maçın başlarında Eren’in ayağına dalan Rosier’in bu hareketi sakatlayıcı bir kasti harekettir ve direk ayağadır. Rosier’in kayarak Eren’in ayaklarına iki kere vurduğu poziyonun devamında Eren yerde kalırken, topu kapan Beşiktaş mutlak bir gol fırsatını kaçırdı. En net pozisyonlarından birisi budur, bunu bir kenara not edin. Antalyaspor’un yerden kalkmamakla suçlandığı diğer poziyonlarda ise Kudriashov ve Hakan Özmert direk olarak yüzlerine dirsek darbesi aldılar. Özetleri izleyen görür. Hakan’ın maçtan sonraki fotosundan gözündeki şişliği görebilirsiniz, Allah korumuş resmen. Senin gözlerin nereye bakıyor Sergen Yalçın ya da bunları sana göstermeyen hangi hırsın perdesi? Ayıp ayıp koca adamsın.

Bu oyunla bir puan alsan ne olur demiş mesela. Sana mı soracak diğer rakipler nasıl puan alıp, o puanları ne yapacaklarını. Bu ne kibir ve cürret, rakiplerin oyun planları da İstanbul’dan belirlensin bari, kadroyu da sorsunlar mı size Sergen Yalçın, Ahmet Nur Çebi?

Tüm bunlardan yola çıkarak Antalyaspor’un savunma futbolunu da biraz açalım. Antalyaspor bir defa asla kale önüne otobüs çekmiyor, bu anlaşılsın. Önden başlayarak bloklar arasını açmadan rakibinin oyununu kaleden mümkün olan en uzak noktada bozmaya çalışıyor Antalyaspor ve bunu çok iyi uyguluyor. Tabiri caiz ise rakiplerini ağlatan, bezdiren bir takım savunmasını başarıyor. Bunu böyle oynama sebebi biraz da Ersun Yanal’ın stoperlerini ve kesici orta saha oynattığı oyuncularını iyi tanıması, analiz etmesi. Hamle gücü ve sertlik olarak bu mevkiler standartların biraz altında. Kulüp olarak da ara trasnferi boş geçme yönünde bir karar alındı ve plan işe yaradı. Bu arada Antalyaspor transfer yapmadı diye kusura bakmazlar inşallah.

 

Antalyaspor’un oyun kurma planı ise geriden başlayarak ayağa pas yapıp rakibinin bloklarının arasını açmak. İşin bu kısmı henüz gelişim aşamasında ve kadro kalitesi de şimdilik bunu maçın genelinde uygulamaya müsasde etmiyor. Genellikle devrelerin sonlarına doğru, az ve öz olarak bunu yapmaya çalışarak skor elde etme peşinde Ersun Hoca. Gökdeniz’in golünde de bu açıkça görülüyor. Beşiktaş savunması ile orta alanını birbirinden koparan paslaşmaların sonunda Beşiktaş’ın iki stoperini yalnız bırakan Antalyaspor ders niteliğinde bir gol attı 39. dakikada. Beşiktaş’ın hocası sanki Antalyaspor’u her tarafından kıstırmış, ceza sahasına gömmüş, savunmada dövmüş pozlarına girmesin. Özetlere topu topu 5 pozisyonun girmiş, biri zaten faul, diğeri tamamen  yanlış bir kırmızı kartın hemen sonrası attığın bedava gol, diğeleri de iki kafa şutu. O birkaç yan topta Beşiktaş forvetlerinin Antalyaspor stoperlerini ezdiği görüldüğü halde, bunu göremeyip havadan daha çok oynayarak maçı alabileceğini akıl edemeyen Sergen Yalçın, tamamen zeka, bilgi ve tecrübe eseri bir planla puanlar alan ve takımını günden güne daha pozitif oynatması muhtemel olan Ersun Yanal’a laf söyleyecek en son kişi. Antalyaspor’un savunma oyununun şifrelerini çözemeyen İstanbul medyası da cabası.

Hakemle ilgili mağdur edebiyatı yapmayı gelenek haline getirmeleri bu İstanbul takımlarının zaten hep huyu, bundan da kısacık bahsedelim. Veysel’in kırmızı kartını geçtim ilk sarısı bile yanlış olduğu halde yine hakemden şikayet ettiler bu beyler. İlk sarıda ne taban var ne tekme ne de arkadan müdahele. Sadece kayarak zararsız darbesiz bir temas ve ıska var, izleyin özetlerden. İkinci sarıyı ve kırmızıyı konuşmayı zaten ayıp sayıyorum.

Gelelim futbolun sadece futbol olmama meselesine ve şu İstanbul konusuna. Okuyanı ve yazıyı yazan kendimi de çok fazla yormamak adına kısa bahsedeyim bunu da. İstanbul artık o güzel İstanbul olmaktan çoktan çıktı. Finasından siyasetine, sanatından sporuna, biliminden sanayisine her alanda dev bir kaos ve kamburdur İstanbul artık. Mesleğimden örnek verirsem, bir uçak için havadaki en önemli şey uçağın havada tutunmasıdır ve bu da uçağın ağırlık merkezinin doğru yönetilmesiyle olur. Aksi durumda uçak stall dediğimiz sarsıntılı duruma girer, havada tutunamaz ve düşer. İstanbul da artık her yönüyle, iyice şişmanlamış, yozlaşmış, habisleşmiş ne varsa bünyesinde barındıran bir kamburdan ibaret hale gelmiş, tüm ülkeyi ve yaşam kaynaklarını sömüren bir yapıdır. İstanbul’daki bu yoğunlaşma yüzünden ülkenin ağırlık merkezi uçak misali kontrolden çıkmak üzeredir ve koskoca Anadolu topraklar giderek daha insansız üretimsiz sanatsız fikirsiz kalarak yaşamdan kopmaya başlamıştır. Ankara’nın başkent yapılmasının ana fikri unutulmuş, yaşam kaynaklarının ülkeye homojenize yayılması ilkesi tarih olmuştur. Futbolumuzun içinde bulunduğu durum ülkemizin içinde bulunduğu durumla tamamen paralleldir. Öyle İstanbul’un da böyle futbol medyası ve futbol insanları olur.

Aran Mehmet Yanar

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0

CHP Erdoğan’la aynı masaya oturacak mı?

İtfaiye kediyi ağaçtan indiremedi

İtfaiye kediyi ağaçtan indiremedi